Vebiki » 2008 » Haziran

Son yıllarda fazlasıyla moda haline geldi dot com şirketleri. Eline birkaç binlik sermaye geçenler, hemen internet markası yaratmanın peşine düşüyorlar. Lakin dot com şirketleri dünyası, tıpkı müzik dünyası gibi ilerliyor. Hem de birebir. Nasıl mı?

Çok güzel bir sese sahipsiniz, arkadaÅŸ toplanmalarında, doÄŸum günlerinde veya 2 bira içerek oturulan muhabbetlerde arkadaÅŸlarınız hep sizin ÅŸarkı söylemenizi istiyor. Sizde gerçekten de büyük bir yetenek var ve dinleyen insanlar sesinize hayran kalıyor. Siz de bu yola baÅŸ koymuÅŸsunuz, ÅŸarkıcı olmak için her ÅŸeyi bir kenara bırakabilirsiniz. Ama… Ne albüm çıkarıp kendinizi tanıtacak kadar paranız var, ne albüm çıkarmanıza aracı olacak saÄŸlam bir tanıdığınız var, ne de Popstar türevi yarışmalarda kendinizi helak edecek kadar enerji ve potansiyeliniz.

Evet, internet dünyası da tıpkı bu şekilde işler. Çok sağlam bir fikriniz/projeniz vardır. Gösterdiğiniz güvenilir kişilerin hepsi de bunun muhteşem olduğunu söylüyor, bir an önce gerçekleştirmeniz konusunda sizi yüreklendiriyorlar. Fakat sizde bunu gerçekleştirecek ne para var, ne bu piyasada söz sahibi olan bir tanıdığınız var, ne de risk sermaye şirketlerinin iletişim bölümüne yazıp yollayacak kadar gözü karalığınız. Sonuç itibariyle askıya alınan projeniz, bir süre sonra geçerliliğini kaybediyor, artık size eskisi kadar heyecan vermemeye başlıyor, bir süre sonra da unutup gidiyorsunuz. Vazgeçiyorsunuz. Normal yaşamınıza dönüyor, belki derslerinize, belki işinize odaklanıyorsunuz.

Eminim düşünmüşsünüzdür. O projeyi ilk aklınıza geldiÄŸi anda bir sihirli deÄŸnek olsaydı da yapsaydınız, ÅŸu an milyonlar içinde yüzüyor olurdunuz. Bunu projesi olan herkes düşünmüştür. Evet ama, gerçekten de bu iÅŸ biraz böyle. İnternet aleminde o kadar büyük paralar dönüyor ki, sizi ve çevrenizdeki bilgisine güvendiÄŸiniz arkadaÅŸlarınızı heyecanlandıran bir proje, emin olun, en basit örnekle Çember.Net‘in 4 milyon $ ettiÄŸi bir dünyada hiç yoktan birkaç milyon ederdi, edebilirdi. Ama siz, yapmadınız, zorluklarla baÅŸa çıkamadınız. Tipik üşengeçlik sendromlarına girdiniz ve projenizi bilinçaltınıza ittiniz. Hayır bana küfür etmeyin, tam olarak da böyle oldu. Savunmanızı duyar gibiyim, para, sermaye, tanıdık, çevre vs. olmadan nasıl gerçekleÅŸtirebilirdiniz bu projenizi deÄŸil mi?

Sanıyorsunuz ki, her proje sağlam desteklerle yola çıktı. Her projenin arkasında büyük adamlar vardı. Yanılıyorsunuz dostlarım. İnternet dünyasını sallayan projelerin büyük yüzdesi, kendi yağıyla kavrulan projelerdi. Bunların çoğu bazı bloglarda yazıldı zaten. Bunları tekrar tekrar yazmak istemem. Söylemek istediğim de onlar değil zaten. Siz! Siz ve sizin ne kadar istekli olduğunuz!

İnsanlar projelerini hayata geçirmek üzere okullarını bırakıyor, ailelerinin yanlarından ayrılıyor. Her şeyi bir kenara bırakıyorlar. Size okulunuzu, işinizi bırakın; ailenizin yanından ayrılın diyen elbette yok. Ama bir şeyler başarmak için, hepimiz bir şeyler feda etmek zorundayız. Açıkçası durum tam olarak da böyle. Eğer uğruna bir şeyler feda ettiğiniz bir amacınız varsa, ona daha bir istekle ve hırsla bağlanıyorsunuz.

Evet, diyelim ki projeniz var ve gerek tasarım, gerek kodlama namına hiçbir ÅŸey bilmiyorsunuz. Projenizi anlatacağınız ‘’saÄŸlam” adamlar da yok yanınızda. Hiçbir codera güvenemiyorsunuz. Tek başınıza da yapamazsınız. Bunun bir yolu olmalı.

Yazımın ikinci bölümünde projenizi nasıl hayata geçireceğinize dair bazı alternatif fikirler vereceğim. Bu fikirlerin gerçekten de işinize yarayacağını düşünüyorum. Sevgiler, görüşmek üzere.

Yorumlar (0)

Bir önceki yazımda bahsettim daha, fenomen siteleri klonlamak ne derece mantıklı bir yaklaşım diye.

Facebook Çince dil desteÄŸini geçtiÄŸimiz haftalarda vermeye baÅŸladı. Ancak Asya’nın en büyük pazarına girmek konusunda geç kalan giriÅŸimin geleceÄŸi muallakta. Çünkü imitasyon üretiminde sınır tanımayan Çinli giriÅŸimciler iÅŸe Facebook’tan çok önce el attılar. Ancak bir noktayı da kaçırmadılar. Facebook’u olduÄŸu gibi uyarlamaktan ziyade hitap ettikleri kitlenin ihtiyaçlarını ve zevklerini göz önünde bulundurarak daha cazip klonlar ürettiler.

Peki Facebook’un Çin’de yayılmasına engel olan faktörler neler?

  • Xiaonei.com üniversite öğrencilerine yönelik olan ve Çin’de en çok bilinen Facebook klonu. Kullanıcı sayısını “dilden dile tanıtım” ile arttırmasının yanında kullanıcılarına iPod gibi hediyeler vermesi de siteyi çekici hale getiriyor. DiÄŸer yandan Çin’de çok popüler olan ikinci el alım-satım için de bir bölüm bulundurması diÄŸer bir artısı. Zira Çindeki üniversite grupları yılda bir kez tatil zamanlarında bu tarz satış organizasyonları düzenliyor. Ayrıca Çin dışında 1000+ üniversite ağı, Çin’den 3000+ üniversite, 8000+ lise and 85000+ ÅŸirket ağına sahip olması da artı puan.
  • UCenter ise diÄŸer en büyük Facebook klonlarından. Ancak UCenter oyununu bir üst seviyeye taşımış. UCenter Çin internet kullanıcılarının %70′nin girdiÄŸi Discuz! ile entegre edilmiÅŸ bir site. Bunun yanında kullanıcılara kendi sosyal aÄŸlarını kurma imkanı veriyor. Evet UCenter bu yönüyle Çin’in Ning.com‘u ya da Grou.ps‘u olmaya da aday görünüyor. Ayrıca Open Source olarak da indirilebilen sistem sayesinde ÅŸu anda Çin’de 150.000 civarında küçük Facebook var.

Burada bahsettiÄŸimiz bu iki klon Çinli kullanıcıların istediklerini veriyor. Bu yüzden de gayet popülerler. Hatta öyle ki Oak Pacific Interactive tarafından satın alınan Xiaonei’nin %35′i 430 milyon dolara SoftBank’e satıldı. Bu da Xiaonei’nin deÄŸerini 1 milyon dolar yapıyor.

Tüm bunları göz önünde bulundurduÄŸumuzda Çinli kullanıcılar Facebook’u üye olmaya deÄŸer görecek mi bilinmez elbet, ancak görünen o ki diÄŸer siteler ÅŸu an için FB’den çok daha öndeler.

Yorumlar (0)

Facebook…

Bir anda ortaya çıkmış gibi görünse de aslında yıllardır yayındaydı. Ama ne olduysa oldu, ayak sesleri yavaş yavaş gelirken bir anda gazete manşetlerine çıkan bir site oldu.

Sonra? Hemen zeki olan, parlak fikirli Türk girişimci arkadaşlarımız Türkiye versiyonlarını yayına soktu. Ardından? Ardından olanlar belliydi. 3-5 kişi üye oldu ve o sitelerin yarısı kapatıldı. Hatta hepsi.

Bir diÄŸer deneme, Digg.

bagcik.com, oyyla.com, diggtr.com, limk.com, habberci.com, ntpy.com, linkevreni.com ve bilmediÄŸim kaçı…

Bu sitelerden hiçbiri yeterince popüler olamadı. Hepsi bir anda türediler, ancak yine hiçbiri diğerinden farklı bir yenilik getirmedi. PHPDugg, Pligg gibi ücretsiz dağıtılan digg scriptleri de türemelerini kolaylaştırdı.

Ancak bugünki konumuzu başka bir örnek ve muadilleri üzerinden götüreceğiz.

Twitter!

Nolyo.com Shuanda.net ve Kolaygele.com bugün Türkiye’de Twitter benzeri üç site. Henüz açılan Exoin.com‘u ise beta aÅŸamasında olması ve henüz üye alımına baÅŸlamamış olması nedeniyle listeye eklemedim.

Öncelikle bu siteler hakkında konuşalım biraz.

  • Nolyo.Com YonjaMediaGroup tarafından kurulan bir twitter muadili. YonjaMediaGroup’un Türkiye’nin en büyük sosyal network sitelerinden biri olan Yonja.Com‘un da sahip olması aslında Nolyo için büyük bir avantaj olsa da rakamlara baktığımızda bu avantajın pek de kullanılmadığı görünüyor.
  • Shuanda.net’in kurucu(ları)su hakkında pek bilgi bulamadım. Ancak Shuanda.net arkasında bir güç, kitle bulundurmamasına raÄŸmen diÄŸer sitelere göre daha da ilerde görünüyor. Twitter için bir çok yan site açılırken Shuandacılar bu siteleri kendileri açıyorlar. David Troy‘un TwitterVision‘ının aynısını ShuandaVision olarak hayata geçirmiÅŸler bile.
  • Kolaygele.com ise HasKolay grubu tarafından açılmış bir twitter muadili. Grubun diÄŸer sitelerini göz önünde bulundurduÄŸumuzda KolayGele’nin de ÅŸu ana dek belirli bir kitleye ulaÅŸmış olması gerekirdi. Ancak incelediÄŸim bu üç site arasında durumu en kötü olan da KolayGele.com.

Bu üç örneÄŸimizi ayrıntılıdan ziyade şöyle bir göz attığımızda farkediyoruz ki Türk kullanıcısı henüz mikro-blog mantığını çözememiÅŸ. Şöyle bir diyorum çünkü bu siteleri ziyaret ettiÄŸimde gördüklerim ayrıntıya gerek bırakmadı. Bunun yanında sitelerin ne kadar “iÅŸ yaptığı” konusuna gelirsek…

Yani sayısal verilerle konuşursak:

Bugün Nolyo.com’a 11, Shuanda.net’e 56, Kolaygele.Com’a ise 1 mesaj atılmış. Alexa deÄŸerline baktığımızdaysa;

Shuanda.Net önde görünüyor. Ancak o da son günlerde düşüş içerisine girmiş.

Herhangi bir site… Digg ya da Twitter… Global İnternet Pazarında çok iyi yerlere gelmiÅŸ olabilir. Ancak bu Türkiye’de de olay yaratacağı anlamına gelmez. Facebook “arkadaÅŸlık sitesi” “profil siteleri” anlayışına yeni bir boyut getirdi. Bu yönüyle Türk internet kullanıcılarına pek de yabancı gelmedi. GetirdiÄŸi yeniliklerle öne çıkmayı baÅŸardı. Ancak Twitter’ın “tutma” sebebini biraz daha kültürel farklılıklar olarak görüyorum. Umarım kısa zamanda Türk kullanıcıları Twitter mantığını çözer…

Yorumlar (5)

Ekranlardan tanıdığımız Berna Laçin ve ortağı Timuçin Tuncer tarafından kurulan; birincil amacı sinema, dizi, reklam sektörüne oyuncu akışını saÄŸlamak olan bir site oyuncuadresi.com. Bir arkadaşımın yazdığı bir blogda karşıma çıkmıştı ilk. Yazıyı okuduktan sonra siteye girdim ve gerek görsellik ve tasarım, gerekse içerik ve ”doluluk” açısından fazlasıyla yeterli buldum. Lakin benim deÄŸineceÄŸim konu, bu sitenin elle tutulur, gözle görülür artılar/eksileri deÄŸil; sektöre ne kadar fayda saÄŸlayacağı.

Açıkçası, yüzlece dizi, reklam, sinema karşımıza çıkıyor sürekli olarak. ÇoÄŸunda da aynı oyuncular rol almıyor. Yani ”joker” diye tabir ettiÄŸimiz oyuncu sayısı çok az. Dolayısıyla ortada hatırı sayılır bir oyuncu kirliliÄŸi var. Akademi Türkiye yarışmasını bitirenler de oyuncu oluyor, Popstar’a katılanlar da. Halihazırda bu kadar oyuncu varken piyasada; ben, oyuncuadresi.com’un ‘’sektörün oyuncu ihtiyacını karşılayacağız” gibi laflar etmesini fazlasıyla samimiyetsiz buldum. Sonuç olarak sektörde bir ”oyuncu ihtiyacı” olmadığını hepimiz biliyoruz. Herkes oyuncu olabiliyor bu sektörde. Kimse profesyonellik gerekir, böyle olmaz bu iÅŸler afralarını yapmasın. Herkes oyuncu oluyor kardeÅŸim, bu iÅŸ yıllardır böyle.

Halihazırda oyuncu ihtiyacı yokken, ”bence” bu sitenin amacı da tamamen ticari oluyor. Tabii ki böyle sitelerin olması çok güzel. Lakin gerçekten lanse edildiÄŸi gibi bir ihtiyaç mı? Bence hayır. Belli ki üye olan yönetmenler, tv kanalları da hatır gönül üzerine kayıt olmuÅŸ. Şöyle bir bakıyorum sitede üst köşeye; an itibariyle 6 tv kanalı, 24 yapımcı, 19 yönetmen, 1 tane de senarist kayıt olmuÅŸ siteye. E ben de Berna Laçin olsam, tam bu kadar sayıda  yapımcı, yönetmen vs. de beni kırmaz, siteme üye olur herhalde. Ama tekrar söylüyorum, bu adamlar bu siteden oyuncu beÄŸenip, oynatmazlar. Oynatanlar da, yine hatır gönül üzerine olur sitenin reklamını yapmak için. Çok da uzun soluklu bir site olacağını sanmıyorum bu yüzden.

Umarım Berna Laçin ve ekibi beni haksız çıkarır ve çok daha faydalı,  ”amaçları mantığa yatkın ve samimi”  bir oyuncuadresi.com yaratırlar.

Ha bu arada, siz de kendinizi ”oyuncu” olarak görüyorsanız, siteye üye olup ”yeni yüzler” bölümünde sergilenebiliyorsunuz. Yakında Yonja‘dan farkı kalmayacağını söyleyeceÄŸim ama; sanırım biraz geç kalmışım. Åžimdiden olmuÅŸ bile. Fikir güzel, uygulanış tarzı yanlış. Yine de baÅŸarılar diliyorum kendilerine.

Yorumlar (1)

Geçenlerde bir gazetenin insan kaynakları ekinde küçük bir yazıyla karşılaÅŸtım. Uzun zamandır kafamı kurcalayan bir konuyu aynen araÅŸtırma konusu yapmışlar. Sevindim, lakin fazla zamanım olmadığından dolayı, yazıya ”şöyle” bir göz gezdirdim ve daha sonra inceleyip, blogda paylaşırım diye de kestim cebime koydum. Yazıyı cebime koymamın nedeni, yazıdaki isimleri ve ÅŸirketleri sizlere doÄŸru aktarabilmekti. Lakin bugün o yazıyı kaybettiÄŸimi görüyor, sizlerden özür dileyerek baÅŸlıyorum yazıma :)

Yazıda, Wikipedia’nın Google aramalarını kirletmesinden bahsediyordu. Kirletmesinden ziyade, ÅŸirketlerin imajını ne ÅŸekilde etkilediÄŸinden. Yazıya konu olan araÅŸtırma ÅŸirketi, 40 büyük ÅŸirketin isimlerini Google’da aratarak bir istatistik yapmışlar ve gerçekten de vahim durumlarla karşılaÅŸmışlar. Bu 40 ÅŸirketin büyük çoÄŸunluÄŸunun resmi web sitesinden önce, Wikipedia’da o ÅŸirketle ilgili madde çıkıyor. Bu da o ÅŸirkete ulaşılabilirliÄŸi zorlaÅŸtırdığı gibi, o ÅŸirketin imajını da zedeliyor. Zedelemek derken?

Wikipedia, bilindiÄŸi gibi bağımsız kullanıcıların oluÅŸturduÄŸu bir nevi sanal ansiklopedi. Bu kurum, kullanıcılarını öyle bir kimliÄŸe bürüyor ki, mahalledeki bakkal Osman yazsa bile siz Wikipedia editörü yazmış gibi hissediyorsunuz. Yani Wikipedia, her kullanıcısını bir editör gibi görüyor ve gösteriyor. Yani burada yalan yanlış bilgilerle karşılaÅŸmak çok olaÄŸan. Yalan yanlış bilgilerle karşılaÅŸabildiÄŸiniz gibi, bunları kolay kolay sildirip; deÄŸiÅŸtiremiyorsunuz. Bu tarz mahkeme olayları olmuÅŸtu Wikipedia’nın. Kolay kolay da sonuçlanmadığını hatırlıyorum. Ee ne de olsa EkÅŸi Sözlük deÄŸiller, orası da Türkiye deÄŸil.

İşin ilginç yanı, bu önemli 40 ÅŸirketin büyük çoÄŸunluÄŸunu arattıklarında ilk sırada Wikipedia çıkması deÄŸil. Wikipedia’da o ÅŸirketler hakkında yazan yazılar. ÇoÄŸunluÄŸu yanlış olan bilgileri, sıralamada ilk sırada olduklarından dolayı insanların okumaması, görmemesi mümkün deÄŸil. Yani siz bir ÅŸirket hakkında bilgi almak için Google’a yazıyorsunuz, ilk sırada ÅŸirketin web sitesi deÄŸil de Wikipedia geliyor, aÅŸağılara inip ÅŸirketin web sitesini aramaya üşeniyorsunuz ve Wikipedia’dan bakıp çıkıyorsunuz. Sonra da o ÅŸirketlerle ilgili yanlış bilgi alıyorsunuz.

Facia! Gerçekten de büyük facia. Dünyanın en değerli şeyinin bilgi olduğu aşikar. 40 büyük şirkette böyleyse durum, diğer şirketleri ve kurumları düşünemiyorum bile!

Evet, baÅŸlıktan da anlayabileceÄŸiniz gibi, Türkiye’de de aynı durum EkÅŸi Sözlük için geçerli. EkÅŸi Sözlük de sonuç olarak kullanıcılarının oluÅŸturduÄŸu bir platform. Yalan yanlış bilgilerin sayısı da azımsanmayacak derecede. Düşünün, (VereceÄŸim örneÄŸi evlerinizde denemeyin) Vebiki‘yi bir yerlerde duydunuz ama ne olduÄŸunu hatırlamıyorsunuz. Google’a yazıyorsunuz, Türkiye’nin sanal ansiklopedisi olan EkÅŸi Sözlük ilk sırada çıkıyor. Orada da Vebiki’yi anlamamış veya beÄŸenmemiÅŸ biri, sırf geyiÄŸine (zaten EkÅŸi’nin büyük yüzdesi geyik olduÄŸundan) ”Çok ÅŸahane bir porno blogu” yazıyor. E ne oldu ÅŸimdi pardon? Bok oldu afedersiniz.

Bu gibi durumlar eminim birçok ÅŸirketin, kurumun, kısacası markanın başına geliyordur ve gelmeye de devam edecektir. Bir önlem almak lazım, yoksa insanlar sırf Wikipedia‘nın ve EkÅŸi Sözlük‘ün yüksek ratinglerinden dolayı ve Google zaferlerinden dolayı yanlış bilgiler öğrenmeye devam edecekler, tabii ki tüm doÄŸrularının yanında…

Yorumlar (0)

Erhan ErdoÄŸan‘ın bugün Webrazzi’de beta sürümünün denemelere açıldığını duyurduÄŸu Twitter emsali Exoin’e verilen davetiye aracılığıyla göz atma fırsatı buldum.

İlk önce projenin arkasındaki kahramanlardan bahsedelim biraz:

Sinan Kaplan:

Sinan Kaplan 82 yılında İstanbul’ da doÄŸdu, evine en yakın ilkokula yine en yakın liseye gitti yine uzak olmasin diye İTÜ’ yü seçti, Bilgisayar Müh. Bölümü mezunu, (iÅŸe yararmı bilinmez ama onur listesinden mezun oldu) hala aynı bölümde yuksek lisansı devam etmekte. Okul hayatı boyunca gömülü ve gerçek zamanlı sistemlerde proje bazlı çalışmaları oldu. Okul yıllarını takip eden iÅŸ deneyimlerinde yine aynı alanlarda çalıştı (VESTEK Elektronik AraÅŸtırma GeliÅŸtirme A.Åž., Bilko Bilgisayar Otomasyon ve Kontrol A.Åž.), sabahlara kadar assemble yazdı, kernel derledi, cross compile yaptı, linux driver yazdı. Bu iÅŸlere gömülmüşken, hemen altta bahsi geçen (Hasan Toprakkaya) okul arkadaşı, daimi proje ortağı onu yeni bir dünya ile tanıştırdı: “Web Dünyası”. İş hayatı devam ederken bu alanda ortağıyla birlikte çeÅŸitli projeler çıkardı. Sonrasında iÅŸinden istifa ederek bütün zamanını bu dünyaya ayırmaya karar verdi ve Hasan ile birlikte kendi ÅŸirketlerini (Parsera Bilgi Teknolojileri San. Ltd. Åžti.) kurdular. Åžu an kafalarındaki yüzlerce projeden seçtiklerini hayata geçiriyorlar.

Hasan Toprakkaya:

Hasan Toprakkaya 1982 yılında Konya’nın EreÄŸli ilçesinde dünyaya geldi. Yüksek öğrenimini İstanbul Teknik Ünv. Bilgisayar Müh. bölümünde onur derecesi alamadan tamamladı. İnternet sevdası okul yıllarından itibaren damarlarında dolaÅŸmaya baÅŸlamıştı. İlk projesinde bedavasms.8k.com sitesinde binlerce üniversite öğrencisinin İtalya Telekom üzerinden ücretsiz sms göndermelerini saÄŸlamış, İtalya Telekom’ un durumu farketmesi üzerine sırra kadem basmıştır. 2002 yılında poturt.com sitesi ile muhteÅŸem bir geri dönüş yaparak Altın Örümcek Ödüllerinde eÄŸlence kategorisinde 3. lük ödülü almış, pek mutlu olmuÅŸ, aldığı bu gazla ve 8 arkadaşıyla birlikte gazogen.com projesini hayata geçirmiÅŸtir. Büyük bir heyecanla aldığı NGage ile birlikte cep telefonu pazarına da el atmış ve 20.000′ in üzerinde satış rakamlarına ulaÅŸan “baloncuk” oyununu yazmıştır. Okulunu tamamladıktan sonra Anadolu grubunda 1.5 yıl mobil uygulama geliÅŸtiricisi olarak çalışmış, bu sırada boÅŸ durmayıp youapp.com ve haberdaim.com projelerine imza atmıştır. 2007 yılının baÅŸlarında ÅŸirketteki görevinden istifa ederek ÅŸahıs firmasını kurmuÅŸtur. Dijital ajanslarla birlikte çeÅŸitli interaktif uygulamalar ve oyunlar yazmış daha sonra kadim dostu Sinan ile dünya evine girerek Parsera Bilgi Teknolojileri ÅŸirketini kurmuÅŸtur. Parsera bünyesinde zoomtheroom.com projesini de hayata geçirdikten sonra sıra 10. ve en büyük projesine yani exoin.com‘a gelmiÅŸtir. Åžimdilerde bu projenin geliÅŸtirilmesi ile haşır neÅŸir olmakta ve 100. projesinden zengin olmayı hayal etmektedir. Åžu sözü de aklından hiç çıkarmamaktadır: “Hayat nefes alıp verdiÄŸin anların toplamı deÄŸil, hayat nefesinin kesildiÄŸi anların toplamıdır”.

GeliÅŸtiricilerden Hasan Toprakkaya‘nın Türkiye’de epeyce popüler olan gazogen.com’un kurucularından olması güven veriyor. Aynı zamanda geliÅŸtirdikleri diÄŸer projelere baktığımızda youapp.com yine yurtdışında popüler olan muadillerine benziyor. zoomtheroom ise sesliharfler ile birlikte geliÅŸtirdikleri sevindirici ve deÄŸiÅŸik bir çalışma. Zoomtheroom’un gerekli tanıtımı yapıldığı takdirde popülerleÅŸmesi ve kendini geliÅŸtirmemesi mümkün deÄŸil kannımca.

Gelelim Exoin’e:

  • Exoin her ne kadar micro-blogging olarak lanse ediliyor olsa da yazılan yazılarda herhangi bir karakter sınırlaması yok gibi görünüyor.
  • Sistemin sadece blogging ile kendini sınırlandırmayıp Resim, Video, Resim, Ses ve Anket özellikleri de içeriyor olması güzel. Kullanıcıların sitede uzun süre geçirmemeleri için hiçbir sebep yok. Takip ettiÄŸiniz üyelerin sayfalarını gezdikten sonra “Meydan” olarak adlandırılan bölümden son eklenenler blog, resim ve videoları inceleyerek eÄŸlenceli dakikalar geçirebilirsiniz.
  • Bu özelliklerinin yanında “grup” sistemi getirilirse daha iyi olur diye düşünüyorum.
  • Ayrıca sitenin “sosyal kampanyalar” ve “sivil toplum örgütleri” tarafından kullanımı teÅŸvik edilerek benzersiz bir tanıtım ve yarar saÄŸlanabilir.
  • Bu arada üye olduktan sonra e-posta adresime gelen bildirim postasının baÅŸlığı ingilizceydi. Kısa zamanda düzeltileceÄŸini umuyorum.

Exoin.com’un iyi noktalara gelmesi için kapsamlı bir tanıtım yapması gerekiyor. Türk kullanıcısı micro-blogging kavramına o kadar aÅŸina deÄŸil zira. Umarım Exoin bunu baÅŸarır.

Yorumlar (2)

Twitter, hala…

Yazar: Alaettin Ayar | Web 2.0 Projeleri

Aslında büyük ölçekli birçok site fazla ziyaretçi nedeniyle kesintiler yaÅŸayabilir. Ancak twitter’ın tüm yaÅŸananlardan sonra en iyi hizmeti veriyor olması gerekirdi. Az önce twitter’a yeni bir üyelik kaydı yapmaya çalışıyordum ki bu sayfa çıktı karşıma. Görülen o ki twitter yaÅŸananlardan ders almamış…

Edit: Yazıyı yazdıktan sonra içimde fazla mı üzerlerine gidiliyor diye düşünmekten bir piÅŸmanlık oluÅŸmuÅŸtu. İkinci denememde üye olduktan sonra nereye tıklasam aynı hatayı alıyorum ÅŸu anda. Twitter’ın çok çalışması gerek çok.

Yorumlar (0)

Birinci sırada olmak her zaman için en iyi olmak anlamına gelmez. Çünkü şirketinizi birinci sıraya koyarken hangi kriteri göz önünde bulundurduğunuz önemlidir. Örneğin piyasada en güzel bisküvileri sizin şirketiniz yapıyor olabilir ama ürününüz yeterli satış sayısını bulmuyorsa şirketiniz batmaya mahkumdur.

Kullanıcı için fiyat çok önemlidir. Dreamhost‘un pazarlama stratejisi de bu kriteri çok iyi kullanıyor. Hosting ÅŸirketleri ve istatistikler üzerine bilgi saÄŸlayan Webhosting.info‘nun Top Web Hosts WorldWide listesinde Dreamhost 14. sırada. Ancak kendinden önceki 13 firma parking ve register hizmetleri verdiÄŸi için Dreamhost dünyanın en fazla domain kayıtlı Web Hosting ÅŸirketi diyebiliriz.

Gelelim Dreamhost’un yeni kampanyasına. Åžirket daha önce $97 indirim kuponlarıyla muazzam derecede özelliklere sahip Crazy Insane paketini $23 gibi cüzi bir rakama satıyordu. Yakın zamanlarda bu kuponların indirim oranını düşürdüler. Ancak geçtiÄŸimiz günlerde Dreamhost yeni bir kampanya yaptı. Dreamhost.com’a girdiÄŸinizde ÅŸu sayfa pop-up olarak açılıyordu. Yazılan metinde Dreamhost’un fatura programı Salesbot 4000′da bir hata olduÄŸu, programın otomatik olarak bir kupon oluÅŸturduÄŸu ve kuponun “çılgın” indirimler saÄŸladığı yazıyordu.

Rest assured, we’ve investigated the matter thoroughly. Thus far, Salesbot 4000 has been unwilling to listen to reason. Anyone who has come within ten feet of his powerstrip has been met with menacing tendrils of high-voltage electricity.

We’ve been in contact with Salesbot’s vendor who seems to think that a firmware upgrade may resolve the problem. We’ve got a ticket open with them and are waiting for a link to said firmware.

Unfortunately we may not be able to install the updated firmware until Thursday, June 19th at midnight PDT. That’s assuming, of course, that a firmware update will fix things. If not, who knows how much longer this could go on.

UPDATE! The firmware did NOT fix things! In fact, it has only added GPS to Salesbot 4000, as well as made him angrier. The promo code will have to stay active until Monday, June 23rd, at midnight PDT when we will try again!

Please, whatever you do, do not sign up using promo code 105321.

Bu ÅŸekilde uzayıp giden metinde her paragrafın sonunda “Please, whatever you do, do not sign up using promo code 105321.” yazıyor. Özellikle “sign up” kelimesine link verilmiÅŸ olması da zeki ve kullanıcıya durumu farkettirme çabasında. Bu arada üzülerek belirtmeliyim ki bu kampanya 23 haziranda, yani dün sona erdi.

Yazımın başında da belirttiÄŸim gibi, Dreamhost dünyanın en iyi hosting ÅŸirketi deÄŸil. Ama bu en fazla domain kaydı olan, baÅŸka bir tabirle en çok satış yapan site olmadığı anlamına gelmiyor. Buradan pazarlama stratejilerinin satışa önemli bir katkısı olduÄŸunu çıkartabiliriz. Taci’nin bu stratejiye yorumlar yoluyla ya da yeni bir yazıyla deÄŸineceÄŸinden eminim. Top sende Taci :)

Yorumlar (1)

Projelerinizde Hosting Etkeni

Yazar: Alaettin Ayar | Hosting

İnternet dünyası için yepyeni bir fikriniz mi var? Bu proje kesin tutar mı diyorsunuz? Kısa sürede milyonlarca ziyaretçiye yüzbinlerce üyeye ulaşacağınıza emin misiniz? O zaman projenizi eksik olarak her açıdan güçlü tutmalısınız. Bu soruların sonucu nereye mi varıyor? Tam olarak buraya: Hosting.

İlk bakışta hosting sizin için o kadar da önemli görünmeyebilir, ama durum ne yazık ki öyle deÄŸil. Son zamanlarda büyük bir çıkış yakalayan twitter mayıs ayında belli aralıklarla kesinti yaÅŸadı. TechCrunch yazarı ve kurucusu Michael Arrington ilk önce Twitter isimli boÅŸ bir yazı yazdı ve ardından twitter’ın kesintilerinin nedenlerini irdeleyen baÅŸka bir yazıyla twitter’ın üzerine gelmeye baÅŸladı. Elbette twitter yetkilileri bir cevap yazısı yazdılar ancak twitter bundan sonra daha dikkatli olmaya baÅŸladı. Hatta öyle ki 9 Haziran’da sunucularına epey yük bindiÄŸini ancak bunu baÅŸarıyla atlattıklarını da bloglarına yazmayı unutmadılar.

DiÄŸer yandan son günlerde blogcu‘nun yaÅŸadığı sunucu kaynaklı problemler öylesine çoÄŸaldı ki Arda Kutsal Webrazzi’de Blogcu.Com’a Ne oldu? baÅŸlıklı bir yazı yayınladı.

Sanıyorum tüm bunları yazmamın nedenini şimdi daha iyi anladınız. Projelerinizde önemli olan sadece fikir, kodlama ve reklam değildir. Hosting web siteniz için hayati bir öneme sahiptir.

Son duraÄŸa varmadan önce baÅŸka bir yola sapalım. Facebook’un sunucu istatistiklerini merak ettiniz mi hiç? İşte bir size birkaç rakam:

  • MySQL Sunucu Sayısı - 1,800
  • MySQL DBAs Sunucu Sayısı - 2
  • Web Sunucu Sayısı - 10,000
  • Memcached Sunucu Sayısı - 805

Bu arada facebook’un 50.000 civarında yeni sunucu almak için yatırım aldığını da belirtmeden geçmeyelim.

Yorumlar (4)

Bildiğimiz üzere, son yıllarda markalaşma konusu bütün şirketlerin gündemini teşkil  etmekte. Bütün küçük, orta ve büyük ölçekli şirketler ve kurumlar, kara kara düşünüp marka olup olmadıklarını tartışmaya başladılar. Kimisi elleri kolları bağlı oturup, çürüyüp gittiler acımasız iş dünyasında; kimileri ise markalaşmayla birlikte gelen inovasyon kavramını çok iyi anlayıp, gerekirse inovasyondan sorumlu eleman tutup, bu sorunu aştılar ve marka olma yolunda hızla ilerlediler. Peki nedir bu inovasyon?

Son yıllarda üzerinde sayısız kitap çıkan, sayısız seminerler düzenlenen, sayısız tartışmalara yol açan ve beraberinde yeni bir mesleÄŸi, inovasyon bilmeyi getiren bir terimdir. İnovasyon, aslında çok da çeliÅŸkili ve anlaşılmaz bir terim deÄŸildir. Kısaca örnekler vermek gerekirse, Pepsi’nin ÅŸiÅŸesinin ÅŸeklini deÄŸiÅŸtirmesi bir inovasyondur. Yani markanın daha akılda kalıcı olmasını saÄŸlayan yeniliklere kısaca inovasyon diyorlar.

Her yenilik bir inovasyon mudur peki? Elbette hayır. Önemli olan burada yeniliÄŸin gerçekten kendi kulvarında ”yenilik” olması, markanın daha akılda kalıcı olmasını saÄŸlaması, bilinirliÄŸini artırması ve bunları yaparken de markayı zedelememesi, giderleri fazlalaÅŸtırmaması gerekmektedir.

Gerçek bir marka olmaya verilen en bilindik örnek, Coca-Cola ÅŸiÅŸesi ve fontudur. Bu markanın ÅŸiÅŸesini üzerinde etiket ve logo olmadan da tanıyabilirsiniz. Veya o yazı tipiyle Coca-Cola yerine bıdıbıdı yazsalar da, sizin aklınıza ilk gelen ÅŸey, tabii ki Coca-Cola olur. Benzer bir örneÄŸi Google’da da verebiliriz. Google yazı tipiyle ve renkleriyle herhangi bir ÅŸey yazılmış olsa, aklımıza direk Google markası gelir. Veya birisi ”internette bir ÅŸey aramak”tan bahsederken, bizim aklımıza ilk Google gelir. İşte marka olmak budur. Marka olmak, alanında ilk akla gelen olmaktır. Güçtür.

Peki bir fikrimiz/şirketimiz/ürünümüz var. Bunun marka olmasını nasıl sağlarız?

İlk olarak ürünümüz alanında ilk mi? Önce bunu araÅŸtırmamız lazım. EÄŸer alanında ilk ise, iÅŸimiz nispeten daha kolay. Lakin bizim ürünümüzden baÅŸka markalarda piyasada birkaç tane veya daha fazla varsa, o zaman iÅŸimiz zorlaşıyor ve devreye inovasyon giriyor. İnovasyonun önemi de burada ortaya çıkıyor. Binlerce kategorinin, ürünün, markanın olduÄŸu bir dünyada, alanında ilk olacak bir ürün sunmak çok zor. Bu yüzden yeni çıkan ürünlerin, kurulan ÅŸirketlerin %99′u, piyasada taklit olarak deÄŸerlendiriliyor. Böylece inovasyonu iyi anlayıp, sistemimize iyi entegre etmek de kaçınılmaz hale geliyor.

İnovasyon konusunda eğer tecrübesizseniz ve fazla şey bilmiyorsanız; yaratıcılık konusunda da problemleriniz varsa (çünkü inovasyon demek bir nevi yaratıcılık demektir), dışarıdan destek almanız şart. Bu desteğin profesyonel olması gerekmez. Arkadaşlarınızı ve ailenizi bir odada toplayın ve ürününüzü onların önüne koyun. Onlara ne iş yaptığınızı, ürünün neler sunduğunu anlatın. Gerek ürünün ismi, gerek şekli, rengi, kokusu, çalışma sistemi vs. hakkında emin olun onlarca inovasyona yönelik fikir çıkacaktır bu konuşmadan. Unutmayın ki o kişiler arasında çocuklarınız da var, kadınlar da var, işi bilen arkadaşlarınız da var, işi hiç bilmeyen kimseler de. Ürününüz ne olursa olsun, her kesimden insanların fikirlerini almak çok faydalıdır. İnovasyon öyle bir şeydir ki, kimden geleceği belli olmaz.

Odaklanın!

Marka yaratmak üzerine yazılan en önemli kitaplardan biri de, dünya pazarlama gurusu Al Ries‘ın ”Focus” adlı kitabıdır. Focus, odaklanmak anlamına gelir ve Al Ries şöyle der özetle: ”Her iÅŸi yapmaktan kaçının. Bütün beyaz eÅŸyalar üretmek yerine, içlerinden herhangi birine odaklanın. ÖrneÄŸin klimaya”

Hatırlıyorum da, bu konuyla ilgili bir de reklam dönmüştü televizyonlarda. Bir klima markası, ”Biz sadece klima üretiyoruz” gibi bir sloganla büyük sükse yapmıştı reklam dünyasında. Evet, tahmin ediyorum ki reklam senaristi, Focus’u okudu veya okumadan da bu iÅŸin inceliklerini kaptı. Sonuç itibariyle o klima markası, büyük baÅŸarı yakaladı pazarda.

Akılda kalmak için bir şeyler yapın!

Bu, herhangi bir şey olabilir. Sadece bir veya birkaç kelime. Evet çok fazla bir şey değil. Sadece bir kelime bulun ve bu kelimenin sizinle özdeşleşmesini sağlayın. O kelimeyi duyan insanların aklına direk sizin markanızın gelmesini sağlayın. Reklamlarınızda, tanıtımlarınızda, sloganlarınızda, logolarınızda bu kelimenin üzerinde önemle durun. Reklamın iyisi fazla bütçeli olan, göze hitap eden, çok güldüren, insanların hoşuna en giden değil; en akılda kalandır. Bu konunun üzerinde önemle durun.

Markalaşma ve İnovasyon, o kadar önemli konulardır ki, bunlar hakkındaki görüşlerin kesinlikle tek bir yazıya sığması mümkün değil. İlerleyen günlerde sık sık bu konulara değineceğim. Ayrıca bir fikriniz, ürününüz, markanız varsa ve ne yapacağınızı kestiremiyorsanız, bize soru sormaktan çekinmeyin. Bu konu hakkındaki tüm bilgi ve birikimlerimizi, sevgili dostum Alaettin ile birlikte paylaşmaya hazırız.

Yorumlar (1)