Son yıllarda fazlasıyla moda haline geldi dot com şirketleri. Eline birkaç binlik sermaye geçenler, hemen internet markası yaratmanın peşine düşüyorlar. Lakin dot com şirketleri dünyası, tıpkı müzik dünyası gibi ilerliyor. Hem de birebir. Nasıl mı?
Çok güzel bir sese sahipsiniz, arkadaÅŸ toplanmalarında, doÄŸum günlerinde veya 2 bira içerek oturulan muhabbetlerde arkadaÅŸlarınız hep sizin ÅŸarkı söylemenizi istiyor. Sizde gerçekten de büyük bir yetenek var ve dinleyen insanlar sesinize hayran kalıyor. Siz de bu yola baÅŸ koymuÅŸsunuz, ÅŸarkıcı olmak için her ÅŸeyi bir kenara bırakabilirsiniz. Ama… Ne albüm çıkarıp kendinizi tanıtacak kadar paranız var, ne albüm çıkarmanıza aracı olacak saÄŸlam bir tanıdığınız var, ne de Popstar türevi yarışmalarda kendinizi helak edecek kadar enerji ve potansiyeliniz.
Evet, internet dünyası da tıpkı bu şekilde işler. Çok sağlam bir fikriniz/projeniz vardır. Gösterdiğiniz güvenilir kişilerin hepsi de bunun muhteşem olduğunu söylüyor, bir an önce gerçekleştirmeniz konusunda sizi yüreklendiriyorlar. Fakat sizde bunu gerçekleştirecek ne para var, ne bu piyasada söz sahibi olan bir tanıdığınız var, ne de risk sermaye şirketlerinin iletişim bölümüne yazıp yollayacak kadar gözü karalığınız. Sonuç itibariyle askıya alınan projeniz, bir süre sonra geçerliliğini kaybediyor, artık size eskisi kadar heyecan vermemeye başlıyor, bir süre sonra da unutup gidiyorsunuz. Vazgeçiyorsunuz. Normal yaşamınıza dönüyor, belki derslerinize, belki işinize odaklanıyorsunuz.
Eminim düşünmüşsünüzdür. O projeyi ilk aklınıza geldiÄŸi anda bir sihirli deÄŸnek olsaydı da yapsaydınız, ÅŸu an milyonlar içinde yüzüyor olurdunuz. Bunu projesi olan herkes düşünmüştür. Evet ama, gerçekten de bu iÅŸ biraz böyle. İnternet aleminde o kadar büyük paralar dönüyor ki, sizi ve çevrenizdeki bilgisine güvendiÄŸiniz arkadaÅŸlarınızı heyecanlandıran bir proje, emin olun, en basit örnekle Çember.Net‘in 4 milyon $ ettiÄŸi bir dünyada hiç yoktan birkaç milyon ederdi, edebilirdi. Ama siz, yapmadınız, zorluklarla baÅŸa çıkamadınız. Tipik üşengeçlik sendromlarına girdiniz ve projenizi bilinçaltınıza ittiniz. Hayır bana küfür etmeyin, tam olarak da böyle oldu. Savunmanızı duyar gibiyim, para, sermaye, tanıdık, çevre vs. olmadan nasıl gerçekleÅŸtirebilirdiniz bu projenizi deÄŸil mi?
Sanıyorsunuz ki, her proje sağlam desteklerle yola çıktı. Her projenin arkasında büyük adamlar vardı. Yanılıyorsunuz dostlarım. İnternet dünyasını sallayan projelerin büyük yüzdesi, kendi yağıyla kavrulan projelerdi. Bunların çoğu bazı bloglarda yazıldı zaten. Bunları tekrar tekrar yazmak istemem. Söylemek istediğim de onlar değil zaten. Siz! Siz ve sizin ne kadar istekli olduğunuz!
İnsanlar projelerini hayata geçirmek üzere okullarını bırakıyor, ailelerinin yanlarından ayrılıyor. Her şeyi bir kenara bırakıyorlar. Size okulunuzu, işinizi bırakın; ailenizin yanından ayrılın diyen elbette yok. Ama bir şeyler başarmak için, hepimiz bir şeyler feda etmek zorundayız. Açıkçası durum tam olarak da böyle. Eğer uğruna bir şeyler feda ettiğiniz bir amacınız varsa, ona daha bir istekle ve hırsla bağlanıyorsunuz.
Evet, diyelim ki projeniz var ve gerek tasarım, gerek kodlama namına hiçbir ÅŸey bilmiyorsunuz. Projenizi anlatacağınız ‘’saÄŸlam” adamlar da yok yanınızda. Hiçbir codera güvenemiyorsunuz. Tek başınıza da yapamazsınız. Bunun bir yolu olmalı.
Yazımın ikinci bölümünde projenizi nasıl hayata geçireceğinize dair bazı alternatif fikirler vereceğim. Bu fikirlerin gerçekten de işinize yarayacağını düşünüyorum. Sevgiler, görüşmek üzere.






Bildiğimiz üzere, son yıllarda markalaşma konusu bütün şirketlerin gündemini teşkil etmekte. Bütün küçük, orta ve büyük ölçekli şirketler ve kurumlar, kara kara düşünüp marka olup olmadıklarını tartışmaya başladılar. Kimisi elleri kolları bağlı oturup, çürüyüp gittiler acımasız iş dünyasında; kimileri ise markalaşmayla birlikte gelen inovasyon kavramını çok iyi anlayıp, gerekirse inovasyondan sorumlu eleman tutup, bu sorunu aştılar ve marka olma yolunda hızla ilerlediler. Peki nedir bu inovasyon?