Vebiki

Vebiki’yi Kapatıyoruz…

Yazar: Taci Yalçın | 10 Nisan 2009 03:04 | İnternet Dünyası

Son posta baktım, üzerinden birkaç ay geçmiş. Artık her birimiz çok fazla yoğun olduğumuzdan dolayı, blog yazmaya fırsat bulamıyoruz. Bu süre içinde birilerine bir şeyler anlatabildiysek, kendimizi sevdirebildiysek ne mutlu..

Vebiki, hayallerimizin ilk adımıydı. KurduÄŸumuz “internet teknolojileri” ÅŸirketinin adının da “Vebiki” olmasını istedik. Son 3 aydır, Vebiki İnternet Teknolojileri olarak önemli sayılabilecek iÅŸler yapıyoruz. Vebiki daha çok genç, ama kurulduÄŸu günden bu yana dediÄŸim gibi oldukça önemli iÅŸlere imza attı, atmaya da devam edecek.

Vebiki.com domainini de, bu amaçla kurumsal web sitemiz için kullanmayı düşünüyoruz. Tabii ki bir kurumsal blogumuz da olacak. Vebiki’deki eski yazıları, bu kurumsal blog içerisinde bir kategori oluÅŸturup, orada sergileyeceÄŸiz. Kurumsal dille yazacağımız yazıları da, ayrı bir kategori olarak. Eski Vebiki diliyle de yazılar yazmaya devam edeceÄŸiz elbette. Umarız eski tadı tekrar yakalayabiliriz.

Bizi takip eden, bizden desteklerini esirgemeyen, kısacası bize güvenen herkese selamlarımızı gönderiyoruz. Sevgiler ve Saygılar… 

Yorum (1)


Paralı markalar ParaMarka.com’da

Yazar: Taci Yalçın | 10 Nisan 2009 03:04 | İnternet Dünyası

İlk çıktığı günden beri takip ettiÄŸim, tamamiyle “yaratıcılığa” hitap eden bir site ParaMarka. Markalar sizden “viral video, slogan vs.” gibi ÅŸeyler istiyor, siz de profilinizi açıp, bu siteye yaptığınız iÅŸleri yüklüyorsunuz. Böylece sitede kullanıcılar tarafından oylanan iÅŸler, markanın da onayıyla yarıştırılıyor ve birinci, ödülü kapıyor.

Sitenin en önemli eksiÄŸi, bence, oylama konusunda ÅŸeffaflığın tam olarak da oturtulamamış olması. Bence birinciyi “sadece” markanın seçmesi gerekiyor. Ben bir slogan bulup, 100 küsür tane üyelik açarsam eÅŸime dostuma, ve bunlarla da sadece oylarsam, ya da tüm arkadaÅŸlarımı üye yapıp, oylamalarını rica edersem, bu durum ÅŸeffaflığı kaldırıyor. Fakat site için bu kadar fazla üyeliÄŸin olması, sitenin iÅŸine gelebilir, orası da ayrı konu elbette. Sonuç itibariyle daha “sistemli” bir oylama/deÄŸerleme yapılması kanaatindeyim.

Daha yeni sayılabilecek bir girişim olması itibariyle üzerine fazla konuşmuyor, ParaMarka.com yöneticilerine başarılar diliyorum. Özellikle kriz zamanları için güzel bir iş modeli olduğu kanaatindeyim.

Yorum (1)


Denize düşen hediyeye sarılıyor

Yazar: Taci Yalçın | 21 Ocak 2009 08:01 | Eleştiri

 Sevgili Fatih Pakdamar‘a uzun zamandır bir inceleme yazısı yazmaya söz vermiÅŸtim kendi sitesi HediyeDenizi.com için. O yoÄŸunlukta kaynadı gitti, ve ben pek tabii ki unuttum bu yazıyı yazmayı. Fatih Pakdamar, sektörde oldukça paylaşıma açık, her türlü görüşe saygılı ve aynı zamanda Web 2.0 servislerini etkin kullanan bir giriÅŸimci. Affına sığınarak dilimin sivrilebileceÄŸini önceden belirtiyorum. Dilimin ayarı böyle konularda pek yoktur çünkü.

Web 2.0 servislerini etkin kullandığına ve sektörü anlık olarak takip ettiÄŸine kimi zaman ÅŸahit olduÄŸumdan dolayı; aklıma direk ”Web 2.0 felsefesinden uzak, tasarımından konseptine, sloganına kadar rezalet bir siteyi kimin aklına hizmet yaptığı” düşüncesi geldi.

İlk ve en önemli önerim, tasarımın baştan aşağı değişmesi yönünde. Baştan aşağı derken, lafın gelişi söylemiyorum. Komple bir yenilenmeye gidilmeli. V2 gibi düşünelim bunu. Önereceğim şeyler gözünüzde büyüyebilir, fakat emin olun birkaç günden fazlasını almayacak işler. Bir projeyi ayağa kaldırmak için de, sanıyorum birkaç gün harcanabilir.

Kesinlikle ve kesinlikle, profesyonel ve trendleri anlık takip eden, modern bir tasarımcıyla çalışılmalı. Bakın sadece profesyonel demiyorum. Herkes profesyonel çünkü. Fazla profesyoneli de iyi deÄŸil. Bu konuda önerebileceÄŸim birkaç isim var. ÇoÄŸu arkadaşım. Lütfen beni bağışlasınlar ismini söyleyemediklerim. Çünkü ilk aklıma gelenleri söylüyorum. ÇaÄŸatay Öztürk. Fakat sanırım ÅŸu aralar çok yoÄŸun. Elinde çok proje var bildiÄŸim kadarıyla. Alternatif bir isim de önerebilirim. Aynı zamanda Vebiki’de de yazan Hakan Deryal. Kendi başına bıraksan o kadar yaratıcı iÅŸler çıkaramaz belki ama kafa kafaya verdiÄŸimizde harikalar yaratabiliyoruz :)   Åžaka bir yana tabii.

Ortada, sitenin tümünü kaplayan koskoca ”tüm kategoriler” listesi, tek bir satır olarak en üste menü ÅŸeklinde alınmalı. Veya daha minimalist bir yol düşünülmeli. Benim ilk aklıma gelen bu. En mantıklısı da böyle olur çünkü koskoca sitenin ana çerçevesi (main frame dediklerinden) kategorilere harcanmış tamamen. Yazıktır. Kullanışsızlık had safhada.

Logo, markayı en iyi anlatacak ÅŸekilde tasarlanmalı. Yani ben bu sitenin adını ”hediyeblabla” koysaydım, sizin logonuz uyar mıydı benim siteme? Uyardı. Çünkü sadece bir hediye paketinden ibaret. Yaratıcılıktan uzak. Yani logo, yanlış bir logo. Aslında yanlış deÄŸil tam olarak. Eksik diyelim. Font ve renk seçimine hiç deÄŸinmiyorum zaten.

Sol üstte hemen logonun altında bulunan slogan hemen değişmeli. Benim bu yazıya attığım başlık bile daha güzel slogan olur. (Ciddiyim) Hem akılda kalıcılık adına, hem atasözünden devşirme olmasıyla, hem de markayı olduğu gibi içinde gizliyor olması adına. Haa, biraz saçma salak ama olur o kadar. Sitenin hitap ettiği kitlenin eminim hoşuna gidecektir. Veya dediğim gibi, daha yaratıcı ve akılda kalıcı bir slogan bulun. Nike - Just do it gibi bir slogan üretin demiyorum size. Ama biraz daha yaratıcılık istiyorum. Fazlasını değil.

Sloganın hemen altında bulunan ”ErkeÄŸe hediye, Bayana hediye” gibi seçenekler inanın daha itici olamazdı. Kendimi umumi tuvalete giriyormuÅŸ gibi hissettim. Bunun yerine, kiÅŸi gruplarını farklı bir yere, hoÅŸ bir ÅŸekilde monte ederseniz, ve bunları da ”Erkek, Kadın, Çocuk, Pet ürünleri” olarak isimlendirirseniz; inanın daha şık olur, olacaktır. ”Sevgiliye hediye” bölümünün ise farklı konumlandırılması gerektiÄŸini düşünüyorum. İnsan genelde sevgilisine hediye alır zaten. Bu bölüme yazımın ilerleyen kısımlarında deÄŸineceÄŸim.

Sitedeki çoÄŸu yazılar, başından sonuna kadar didik didik taranıp, yazım ve noktalama hataları düzeltilmeli. Küçük bir ayrıntıdır belki, ama en çok buna takarım ben ”kurumsal” bir sitede.

Doğum gününde neler olmuş bölümü ise, gerçekten kullanıcı kitlesinin ilgisini çekecek türden. Dediğim gibi, tasarım baştan aşağı yenilenir ve o bölüm de sitenin tepesinde değil de, daha göze sokulmayan ama en az o kadar belirgin bir yerde konumlandırılmalı. Doğduğum günü okuyana kadar canım çıktı. Aşağıya kadar in in bitmiyor. O sayfanın da menülendirilmesi lazım. Ama dediğim gibi kitle çok sevmiş bu bölümü, sitenin marketing çalışmaları bile bu bölüm üzerinden yürütülebilir. En basitinden, birine doğum günü hediyesi aldığını belirtir kişi hediyeyi alırken; sen de hediyeyi yollarken ya o kişinin mailini istersin, doğum gününde neler olmuş sayfasını mailine atarsın; ya da güzel bir çıktı alıp hediyenin yanına iliştirirsin. Güzel bir jest olur.

Åžu kayan yazı sendromundan da bi’ kurtulalım artık. ÇaÄŸ öncesinde kaldı. Ayrıca en saÄŸda tarihin altındaki 1′den 8′e kadar olan bölüm neden saklanmış oraya, mantığı nedir kavrayamadım. Sok kardeÅŸim milletin gözüne iÅŸte güzel bi efektle. Ortaya 3 tane sabit hediye koyacağına, oraya (haber sitelerindeki gibi) büyükçe hareketli halde koy. Bak ne güzel oluyor.

“Tavsiye et, 15000 hediye puanı kazan” fikri fena deÄŸil. Yalnız bu kampanya neden sitenin en altına, küçücük bir ÅŸekilde saklanmış, onu da anlayamadım. Kimse tavsiye etmesin diye mi?

“Madem öyle, aÅŸkını tüm dünya duysun” uygulamasını saçma ve gereksiz buldum. Hediye sitesi mi, izdivaç sitesi mi karıştırıyor insan. Ben olsam koymazdım. Ama koyacağım diyorsanız da; bunu bir ÅŸekilde hediyeyle birleÅŸtirmeniz lazım.

“Sevgiliye Hediye” mevzusuna geleyim. Bu bölüm öncelikle ilgi çekici olmalı. GirdiÄŸim zaman, sevgilimin karakter özelliklerine göre hediye seçebilmeliyim. ÖrneÄŸin ”Sevgiliniz nasıl biri?” -tabii ki cinsiyet seçtikten sonra- sorusuna atıyorum “Çok ateÅŸli” seçeneÄŸini iÅŸaretlersem; gelsin kırbaçlar, gelsin kelepçeler… Misal yani, bunu oturup ciddi bir biçimde düşünerek kategorize etmek çok zor deÄŸil. Tatlıysa ayıcık çıksın, ne bileyim romantikse ona göre bir ÅŸey çıksın falan filan.

“Sanal Hediye Uygulaması” öneriyorum. Tanesi 1 ytl’den hoÅŸ görünümlü gül, çiçek, ıvır zıvır satılabilir. DoÄŸum gününde uzaktaki sevgilisine 50-100 tane sanal gül gönderecek hıyar çok var bu ülkede. Güllerin olduÄŸu hediye denizi logosuyla taçlandırılmış güzel bir sayfa gayet iÅŸ görebilir. Bu projeyi neden mi önerdim? Elbette Ersan Özer ve istanbul, ankara, izmir.net sitelerinden esinlenerek ve oradaki getirisini göz önünde bulundurarak.

Alttaki reklamların yerleri güzel. Fakat deÄŸiÅŸen tasarımla birlikte daha hoÅŸ sponsor kutuları yapılmalı. Sponsor sayısını artırmakta sakınca yok, aÅŸağıda olduktan sonra. Fakat sol taraftaki reklam gibi görünen yerde, hediyedenizi kendi reklamını koymuÅŸ. O bölüm hiç olmamış. O reklamı oradan kaldırıp, ”Buraya reklam vermek ister misiniz?” gibi bir yazı bile, bundan daha iyi olacaktır eminim.

Günün belirli saatlerinde, online chat desteği de verilmesi şart. Sadece telefonla destek günümüzde pek hoş karşılanmıyor. Düzelteyim, en azından ben hoş karşılamıyorum.

En saÄŸdaki ”hediye arama” bölümü çok küçük ve dışlanmış. Bu kargaÅŸada ben bir hediye arıyorsam arama bölümüne sığınırım. Daha da göz önünde olmalı. Ayrıca ”Anasayfa” butonunun yerini de oradan en baÅŸa kaydırmak lazım. Kullanıcı alışkanlığı diye bir ÅŸey var. Göz önünde bulundurmak lazım.

Blog’u güzel bir tasarımla yapmak ve olabildiÄŸince güncel tutmak lazım. Güncel tutmak derken, son post örneÄŸinde olduÄŸu gibi ÅŸiir yazmayın. Aktif olun ve diÄŸer kurumsal bloglarla “sürekli” etkileÅŸim halinde olun.

Ciddi ödülü olan bir yarışma düzenleyin. Bu yarışmanın asıl amacı, siteyi tanıtmak üzerine olsun. Belki fikir verebilir diye, şuraya bir göz atabilirsiniz.

“%100 Müşteri Memnuniyeti” demiÅŸsiniz ama kim bunun kararını verdi? Siz verdiniz. Yanlış bir hareket. Oraya ziyaretçi defteri koymuÅŸsunuz ama, o ziyaretçilerden gelen yazıları kim onaylıyor? Siz. E nerde kaldı bunun güvenilirliÄŸi? Kaldırılsın mümkünse. Zira sitenin her tarafı ziyaretçi defteri dolu. DoÄŸum günü, müşteri memnuniyeti, aÅŸkını duyur vs. vs. Bir yere koyun, kullanıcılar oraya yazsın. Her yere koymanıza gerek yok.

“Kullanıcı giriÅŸi, üye ol” kısımlarının da bulunduÄŸu bölüm, fazla küçük ve fazla görünmez olmuÅŸ. Kalabalığın arasında kaybolmuÅŸ. Bunu kolaylaÅŸtırmanız lazım.

Ürünleri doğru listeleme, her kategoriye bir menü yapmakla olmaz. Görsel ve yerleşim olarak da doğru listelemeniz lazım. Hediyelerin içinde kayboldum. Sloganınızla tam olarak zıtlaşan bir görüntü söz konusu. Ben sizi tanımasaydım, bu siteye bir kere girer ( o da tesadüfen olurdu muhtemelen), bir daha da uğramazdım. Evet, sen kimsin diyebilirsiniz. Ama benim gibi düşünen kullanıcıların sayısı az değildir, sürekli olarak artacaktır da. Emin olun.

Alt bloglar açın. Her çalışanınızın bir blogu olsun. O blogların da kendi kullanıcı kitleleri olur düzenli güncellenirse. Potansiyel müşterileri siz beklemeyin, ayaklarına gidin. Yapacak durumunuz varsa; Facebook için appliation yapın, ücretsiz sanal hediye göndersin insanlar. Tamam, var böyle uygulamalar, biliyorum. Bir tane de sizin olsun. İlk olun, Facebook’u sallayın demiyorum ki. Gerek bloglarla, gerek web 2.0 servislerle, gerek uygulamalarla web sitenizi düzenli olarak ”besleyin” diyorum.

Tüm bu söylediklerime ek olarak, viral kampanyalar yapın. Viral videolar hazırlayın. Kullanıcılarınızı hem eğlendirin, hem de sizi dilden dile dolaştırmalarını sağlayın. Yok hayır, o kadar da fazla tüyo vermeyeyim :)

Dayanamadım, vereyim. Sanal çiçek vs. uygulamasından ziyade; her hediyenin sanalını ücretsiz olarak gönderme ÅŸansı verin. Yani bu ne demek? Adam ücretsiz sanal hediye gönderdiÄŸini sanacak, ama aslında benim sitemin reklamını yapacak. Yani bir nevi üstü kapalı davetiye. Bunu bir de çok büyük bir iÅŸ yapıyormuÅŸ gibi ballandırıp, ”HediyeDenizi.com’da ücretsiz olarak sanal hediye gönderme uygulaması baÅŸladı” gibisinden dillendirdin miydi, tadından yenmez ha yenmez.

Sürç-ü Lisan (Böyle yazılıyordu değil mi?) ettiysek affola başta da belirttiğim gibi.

SevdiÄŸimiz postu yerden yere vururuz biz deyip, sıvışayım…

 

Yorumlar (5)


Zomla.com, Zortladı mı?

Yazar: Taci Yalçın | 21 Ocak 2009 05:01 | Eleştiri

 Arda Kutsal’ın geçmiÅŸ zamanda (2007) lansmanını yaptığı Zomla.com‘a ”ne durumda acaba?” zihniyetiyle girdim az önce. Bir de baktım Pexu.com diye bir siteye açılıyor. Pexu.com, bir oyun sitesiymiÅŸ.

Benim anlamadığım, Mynet 5 GB mail saklama alanı verirken (şimdilerde sınırsız olmuş tabii), 6 GB ile portal sektörüne giren Zomla.com, neden böyle bir şey yaptı? Hatta merak ettiğim en önemli şey, ne zamandır bu durumda?

Ben, eÄŸer Zomla.com’a inanıp, oradan mail adresimi alsaydım ve çok önemli iÅŸ görüşmelerinde, çok önemli insanlara bu maili verseydim, bunun sorumlusu kim olacaktı?

Sitenin ne zamandır kapalı olduğunu, veya kapanış lansmanını ne şekilde yaptığını bilmiyorum. Yaptı mı, özür diledi mi, onu da bilmiyorum. Onun için bir bilgim olmadan da yorum yapmak istemiyorum ama dayanamıyorum da. Hayır, bir yerden açıklama geleceğine inansam, yine bekleyeceğim de dayanamıyorum.

Mynet’e ÅŸirketini satıyorsun. Mynet’te çeÅŸitli görevlerde bulunuyorsun. Sonra Zomla isminde -hiçbir farklılık getirmeden, marifetmiÅŸ gibi 1 GB fazla mail alanı vererek ucuz bir Alicengiz oyunuyla- Mynetimsi bir portal açıyorsun ve bu siteyi de sonraları kapatıp (ne kadar sonra bilmiyorum), salak bir oyun sitesine gönderiyorsun insanları. Ayıptır, etik deÄŸildir, terbiyesizliktir.

Yorumlar (5)


Ahmet Kırtok, tecrübelerini beÄŸenerek dinlediÄŸim; blogunu uzun süredir sıklıkla takip ettiÄŸim deÄŸerli bir insan. Kendisi Amerika’da yaşıyor ve orada ülkemizi baÅŸarıyla temsil eden bir iÅŸadamı. Kırtok.com ise, onun İngilizce ve Türkçe olarak ayrı ayrı güncellediÄŸi harika blogu. Daha önce de yer yer kendisine teÅŸekkür edip, blogunu önermiÅŸtim.

Okuyucularına teşekkür etmek için; geleneksel olmasını planladığı blog yarışması düzenliyor. Kazananın çekilişle belirleneceği yarışmada; Flip MinoHD video kamera, Search Engine Marketing, Inc. Kitabı ve The Goal adlı kitap hediye ediliyor.

Bu yazıyı yazarak da, yarışmaya katılmış bulunuyorum. Yarışmanın başlamasına dolaylı yoldan vesile olduğum için kendimi şanslı hissediyorum. Yarışmayla ilgili detaylı bilgi almak isterseniz sizi şöyle alalım.

Edit: Bu yazıyı yazmamın üzerinden 5 dk bile geçmeden; Burcu ve benim için de hediye düşüneceğini söyledi. Kendisine tekrar tekrar teşekkür ediyorum efendim.

Yorum (1)


Sosyolik.com: Twitter yaptık, oldu!

Yazar: Taci Yalçın | 6 Ocak 2009 10:01 | Web 2.0 Projeleri

 Tesadüfen gördüğüm bir çalışma: Sosyolik.com . Renginden tasarımına kadar basbayağı Twitter yapmışlar. Blogu az çok takip edenler  bilir. ”EmeÄŸe saygı” kadar gerizekalıca bulduÄŸum bir laf yoktur. Çünkü benim için her ÅŸey, emek anlamına gelmez. Sosyolik de öyle bir proje. Burada emek göremedim. Neden böyle düşündüğümü zaten baÅŸlıktan anlayabilirsiniz.

Başından beri savunduÄŸum bir ÅŸey var. Sadece kod yazmak, emek deÄŸildir. Tasarımından konseptine, marketing stratejisinden logosuna kadar -ve daha bir sürü ÅŸey- bir bütündür proje. Bunların hepsine ”ayrı ayrı” emek harcamazsan; bir tanesinde bile hazır yiyicilik yaparsan, benim için o projeye emek vermiÅŸ olmazsın.

Klon yapmayı kötü bir ÅŸey olarak görmüyorum. Aksine hep söylediÄŸim gibi, özellikle yurtdışında baÅŸarıya ulaÅŸmış modelleri ”doÄŸru uyarlayarak” bu pazara adapte etmek lazım. Ben bunu savunuyorum. Yoksa demek istediÄŸim ”Aaa klon yapmışlar, ıyy iÄŸrenç olmuÅŸ” gibi bir ÅŸey deÄŸil. Klon yapmayı savunurum, tabii hitap edeceÄŸi pazara göre doÄŸru modellenirse ve başından sonuna kadar titizlikle üzerinde emek harcanırsa.

 

Sosyolik’e geleyim. İsim güzel duruyor. Ama yine de her yazışımda ”acaba doÄŸru mu yazdım?” şüphesine kapılıyorum nedense. Biraz ‘’sosyokolik, sosyolojik, hatta ve hatta sosyomat” gibi sözcükleri -aynı anda- çaÄŸrıştırmasından dolayı olabilir. Tabii bu aşılamayacak bir sorun deÄŸil. DoÄŸru bir markalaÅŸma stratejisiyle akıllara çok güzel kazınabilir bu isim. ”Twitlemek” gibi ismiyle özdeÅŸleÅŸecek fiiller yaratması lazım. Ama ”buzlamak” kadar salakça olmasın mümkünse. Gerçi ‘’sosyolik” isminden ne kadar bir fiil yaratılır, onu da bilemiyorum.

Sosyolik ekibi üslubumu bağışlasın. Ama düşüncelerini çekinmeden söyleyen biriyim. Ve başkaları gibi de sanal kimlikler arkasına sığınıp yapmıyorum.

En sevmediğim şey; bir eleştiri yaparken, daha doğrusu olumsuz bir eleştiri yaparken, yapıcı olmamak. Bir projenin kötü yanlarını, olumsuz yanlarını söyleyip, -daha ileriye gitmesi için- önerilerde bulunmamak pek doğru gelmiyor bana. Bunun için Sosyolik ekibine birkaç öneri yapmaya çalışacağım.

1- Zaten Türk pazarında Twitter klonlarına karşı bir antipati var. Daha doğrusu bu, tüm modellemeler için geçerli, fakat Twitter klonları ayrı bir sevilmiyor. Bu yüzden olabildiğince Twitter benzeri olmaktan uzaklaşın. Logonuzu farklılaştırın, sitenin genel hakim rengi olan -aynı zamanda Twitter rengi de diyebileceğimiz- açık maviden derhal vazgeçin. Kendinizle özdeşleşecek bir tasarım yaratın ve bu, tamamen zıt bir renkte olsun. Önerilerim sarı, açık turuncu, koyu pembeye yaklaşan kırmızı tonları olabilir. Sıcak renkler kullanın. Açık mavi gibi soğuk bir renkten tamamen uzaklaşın.

2- Sosyolik isminin akılda kalır gibi duruÅŸundan, ama bazı kelimeleri aynı anda çaÄŸrıştırdığından dolayı bir karışıklık yarattığından bahsetmiÅŸtim. Buna katılmıyor olabilirsiniz, muhtemelen katılmayacaksınız da. Ama ÅŸu anda siz, isim için saÄŸlıklı karar veremiyorsunuz. Bunun nedeni de; projeyi sizin yapıyor oluÅŸunuz ve her fırsatta bu ismi kullandığınız için, -sosyolik diye bir site yapıyoruz abi, sosyolik’in kodlaması bitmek üzere, sosyolik’in tasarımı ÅŸahane oldu, sosyolik, sosyolik, sosyolik… gibi kendi aranızda bu ismi çok sık kullandığınızdan dolayı- Sosyolik isminin marka bilinirliÄŸi en üst düzeyde sizin için. Kullanıcılar açısından bakmaya çalışın bu olaya. Bu noktadaki önerim de, içinde ‘’sosyolik” kelimesinin geçtiÄŸi bir slogan bulup, bunu kullanıcıların gözüne sokmanız. Alkolik kelimesinden rahatlıkla çaÄŸrışabilecek bir kelime olduÄŸu için, -sloganı tamamen atıyorum- ”Alkolik deÄŸil, Sosyolik olun!” gibi bir slogan, kullanıcıların kafasında rahatlıkla canlanmanıza yardımcı olacaktır.

3- Bence sitedeki en önemli eksik, kimseyi göremiyor oluÅŸunuz. Yani üye oldum, ama bir ”all feed” gibi bir alanın olmayışı, sitede kendimi tamamen yalnız hissetmeme neden oldu. Böyle bir alanın yapılması, muhakkak, ama muhakkak ÅŸart. Takip edeceÄŸiniz kiÅŸinin adını bilmemeniz, o kiÅŸiyi takip edememenize yol açıyor ÅŸu andaki sistemde. ÖrneÄŸin ben UÄŸur Özmen‘i takip etmek istiyorum, ama UÄŸur hocanın kullanıcı adını bilmediÄŸim zaman, UÄŸur Hoca’yı bulmak için tek ÅŸansım, ismiyle yazıp aratmak oluyor. EÄŸer isim kısmını doldurmamışsa, kesinlikle bulamıyorum. Bir de profil ara bölümünde sadece ”isim” yazınca getiriyor; fakat sadece ‘’soyadı” yazınca getirmiyor. Ayrıca ”İsim Soyad” ÅŸeklinde yazınca da getirmiyor. Eee   ”all feed” de yok. Nasıl bulacağım ben bu kiÅŸiyi? Bunun için ciddi bir iÅŸlevi olan ”arama” bölümünün yapılması lazım. Tabii ”all feed” in yanında.

4- Åžimdiye kadar yapılan Twitter klonlarının neredeyse hepsi, ”Åžu anda ne yapıyorsun?” argümanını kullandı. Facebook bile bunu kullanıyor. Ama bir günden bir güne Facebook’ta veya herhangi bir sitede -Twitter’da bile- bir Türk kullanıcısının oraya ”o anda ne yaptığını” yazdığını gördünüz mü? Buna pek az insan ÅŸahit olmuÅŸtur. Bu, kuÅŸkusuz önemli bir tecrübe olmalıydı Sosyolik ekibi için. Ama bu tecrübenin de görmezden gelindiÄŸini gösteriyor. Oraya bizim insanımız daha çok ”beÄŸendiÄŸi sözler” yazar, link paylaşır veya içinde bulunduÄŸu ruhsal hali çeÅŸitli ÅŸekillerde anlatır: ”yarın sınavım var yaaa”, ” çok mutsuuuuzz :(” gibi ifadelerden bahsediyorum. Bunun için ÅŸu anda ne yapıyorsun’dan ziyade, kategorize edilmiÅŸ sorular sorulabilirdi. ”BeÄŸendiÄŸim sözler”, ”KiÅŸisel durum” , ”BeÄŸendim linkler” vs. vs. gibi ÅŸeylerden bahsediyorum. Bunlar gibi en çok kullanılan öğeler belirlenip; düzenli bir kategorize iÅŸlemi yapılırsa, daha iyi ve daha ”Türk pazarına uygun” olur diye düşünüyorum. Çünkü Twitter minimalizmine ve ”Åžu anda ne yapıyorsun?” sorusunun cezbine, Türk kullanıcısının hazır olmadığını, uzun süre de hazır olamayacağını düşünüyorum. Bunun yerine X kullanıcısının paylaÅŸtığı linkleri ayrı, beÄŸendiÄŸi sözleri ayrı, ruhsal durumunu ayrı görebilsem; X kullanıcısının ruhsal durumu beni hiç ilgilendirmediÄŸi halde, sadece paylaÅŸtığı linkleri merak ediyorsam ve X kullanıcısının sadece paylaÅŸtığı linkleri takip edebilme ÅŸansım olsa - örneÄŸin sosyolik.com/taci/linkler gibi - ;  inanın çok daha kaliteli bir proje haline gelir Sosyolik.

5- Üyelere direk mesaj gönderemiyorsunuz. Böyle bir modülün de olması lazım. Sonuçta bu tarz sitelerin temel amacı sosyalleÅŸmek üzerine kuruludur ve çoÄŸu kiÅŸi de herkesin gözü önünde ‘’sosyalleÅŸmek” istemeyebilir :)

6- İletişim formu çalışmıyor. Bunun da bir an önce düzeltileceğini sanıyorum. Bir de sitedeki yazım ve noktalama hatalarının acilen düzeltilmesi gerekiyor.

7- Çok çok önemli bir öneri daha yapayım. Twitter, FriendFeed gibi sitelerden ”Sosyolik” kullanıcı adının alınması ve bu sitelerde de ”Sosyolikte olan her ÅŸeyin, girilen her yazının” sergilenmesi lazım. Bu sitelerden kullanıcı çekebilmek için çok önemli bir nokta bu. Tabii bunun otomatik olarak yapılması lazım.

8- Sosyolik’in bir blogu olması lazım. Web 2.0′ın artık temel gereklerinden biri oldu bu. Bu blogdan kullanıcılarınızı bilgilendirin. Ne gibi yenilikler olacak. Sitede kesinti olacağı zaman önceden haber verin bu blog aracılığıyla vs. Yani kullanıcılarınızın gözü önünde olun. Onlarla her ÅŸeyi paylaşın. Tabii sosyolik’te kullandığınız üslupla deÄŸil, kurumsal bir dille yazın bunları. Fazla da ciddi olmanıza gerek yok tabii, yeter ki belirli bir üslup oluÅŸturun. DediÄŸim gibi, blog ÅŸart.

9- Sosyolik’in aslında yapması gereken en önemli ÅŸeylerden biri de; Türk Twitter kullanıcılarını cezbetmek. Ama görünüşe göre Twitter’dan çok daha azını vaadediyor. Bu açıdan da konuyu tekrar ele alıp, konseptlerini yeniden düzenlemeleri lazım. ÖrneÄŸin Twitter API kullanılarak sistem entegre yapılabilir ve Türk Twitter kullanıcıları, büyük bir zahmetten de kurtulmuÅŸ olur. Ayrıca FriendFeed ile de uyumlu çalışmamak; son derece büyük bir hata olur. (Üst düzey internet kullanıcıları için bahsediyorum) En azından, diÄŸer profiller kısmına FriendFeed, Twitter gibi sitelerin konulması lazım. En basitinden. İnanın oraya koyduÄŸunuz ”Digg, Vimeo” gibi sitelerden daha yararlı olacaktır.

İlk aklıma gelen öneriler bunlar. Umarım faydalı olur ve umarım Sosyolik, Twitter görünümünden bir an önce sıyrılıp; tasarımından konseptine kadar kendi ”farkını” yaratır. BaÅŸarılar diliyorum.

Not: Bu yazıyı yazmadan hemen önce sevgili UÄŸur Hoca’nın blogunu okuyordum ve örnek olarak aklıma gelen ilk isim oldu haliyle. Telif sorunu için bağışlasın beni :)

Yorumlar (5)


Serdar KuzuloÄŸlu’nun verdiÄŸi ÅŸu habere göre, süper eÄŸlenceli nostaljik&komik video sitesi alkislarlayasiyorum.com‘u MYK Medya satın almış. Bundan sonra alkislarlayasiyorum, Televidyon‘da bir kanal mı olacak; yoksa MYK’ya baÄŸlı bir site olarak mı devam edecek yayın hayatına; bilemiyorum. Ama bildiÄŸimiz bir ÅŸey var ki; bu satın alım çok iyi bir haber oldu ÅŸu günlerde.

Serdar KuzuloÄŸlu‘nu gerek FF‘den, gerek blogundan, gerek Teknosohbet‘ten, gerekse de baÅŸka platformlardan çok sıkı takip ederim. Bu yüzden onun da sıkı bir alkışlarlayaşıyorumsever olduÄŸunu iyi biliyordum. Aklımdan geçirmiyor da deÄŸildim, Serdar abi bu siteye profesyonel anlamda el atar mı diye.

Bu satın alımın her iki tarafa da hayırlı olmasını umuyoruz.

Yorumlar (0)


Sennur.net

Yazar: Taci Yalçın | 6 Aralık 2008 01:12 | Uncategorized

Kendisi destek bekleyen bir arkadaşımız. Lütfen destek olalım. Ayrıntılı bilgi için buraya bakabilirsiniz. 

Sennur.Net

Yorumlar (0)


Sevenload’dan öğrencilere güzellik

Yazar: Taci Yalçın | 27 Kasım 2008 07:11 | İnternet Dünyası

  BildiÄŸiniz -veya bilmediÄŸiniz- gibi; Avrupa’nın en büyük video ÅŸirketlerinden biri olan SevenLoad‘un kurucuları Almanya’da yaÅŸayan Türkler. Almanya ve genel olarak Avrupa’da hayli baÅŸarılı olan SevenLoad, Türk pazarı için de çalışmalarını hızlandırdı ve Türk pazarına güzel bir giriÅŸ yaptı.

  Yapısı itibariyle diÄŸer tüm video sitelerinden farklı olan SevenLoad’un, gerçekten de Türk pazarına uygun hale getirilirse oldukça büyük bir potansiyel kazanacağını ve pastanın büyük bölümünü kontrollerine alacaklarını düşünüyorum. Bunun için de hiçbir fedakarlıktan çekinmeyecek gibi görünüyorlar. Zira bunun için de Türkiye’de anlaÅŸabilecekleri ”en doÄŸru insanla” anlaÅŸtılar. KuÅŸkusuz 1-0 önde baÅŸladılar maça.

  Yenilikçi ve genç yapısıyla SevenLoad’un; yine genç ve hareketli bir pazar olan Türkiye’de baÅŸarılı olacağından kuÅŸkum yok. Lakin aldığım bir habere göre öğrencilerin; GiriÅŸim Günleri gibi güzel ve faydalı bir etkinliÄŸe ücretsiz katılabilmeleri için 25 davetiye veriyor SevenLoad. İlgili link burada.

  Kendilerini bu yaklaşımlarından dolayı tebrik ediyor; Erhan’a ve tüm SevenLoad ekibine can-ı gönülden baÅŸarılar diliyorum. Yakın zamanda detaylı bir SevenLoad yazısı hazırlamayı düşünüyordum; bu da kısa bir giriÅŸi olsun.

Yorumlar (0)


  İnternet şirketleri arasındaki satın alımları incelediğimizde; genelde 2 önemli özelliği birden (veya sadece birini) bünyesinde barındırdığını görürüz. Ya kullanıcı sayısı çok fazladır (yani marka bilinirliği oldukça yüksektir), ya da arkasında çok ama çok sağlam bir teknoloji yatıyordur. Bunlardan her ikisinin birden yer aldığı projeler/şirketler/internet siteleri ise zaten paha biçilemez oluyor, büyüdükçe büyüyorlar. Bu kısa yazıda bahsetmek istediğim şey ise 3. özellik. Yani satın alımların; özellikle de küçük çaptaki satın alımların (ülke bazında, xing-çember.net, ebay-gittigidiyor, nokta-izlesene,blogcu vs.) arkasında yatan 3. en önemli etkenden bahsetmek istiyorum.

  Bu özelliÄŸi elbette hepimiz biliyoruz. Ama farkında deÄŸiliz. Maymun iÅŸtahlılığın, giriÅŸimciliÄŸin doÄŸasında olduÄŸunu göz önünde bulundurduÄŸumuzda; pek az giriÅŸimci buna karşı koyuyor ve karşı koyanlar da doÄŸrudan bu özelliÄŸe sahip olmuÅŸ oluyor. Yani tecrübeye, yani piyasada var olma süresine, yani ”bilmem kaç yıldır yayındayız” deme lüksüne. Çünkü bu süre ne kadar fazlaysa o kadar tecrübelisinizdir. Bu süre ne kadar uzunsa o kadar ”ilk’’sinizdir. Bu süre ne kadar fazlaysa marka bilinirliÄŸiniz o kadar fazla; kullanıcı sayınız rakiplerinize oranla o kadar çoktur. Yani baÅŸlarda söylediÄŸim 2 önemli özellik; aslında 3. süyle doÄŸrudan orantılıdır.

  Projeye başlayan girişimcinin, (belki 1 veya 2 yılı doldurmuşken) aklına yeni bir fikir gelir. Başlarda her ikisini de birden yürüteceğini düşünür ve dener. Fakat olmadığını anlayınca (Ki genelde olmaz. Küçük çaptaki girişimcilerin ne mali gücü buna yeterlidir, ne ekibi, ne de sabrı) eski olanı siler, yenisiyle devam eder. Çünkü o eskidir, çünkü yeni fikri daha sıcaktır ve ona daha çok inanıyordur. Öyle olmasaydı bir iş üzerindeyken beyni ona yeni bir fikri hediye etmezdi değil mi?

  GiriÅŸimcilerin en büyük hatası da burada iÅŸte. EÄŸer bir iÅŸe baÅŸladıysanız; onu sürekli kılın. Çünkü süreklilik, bahsettiÄŸim gibi satın alımlardaki diÄŸer özellikleri de ”doÄŸrudan” etkilediÄŸinden baÅŸarı ÅŸansınızı, yüzdenizi devamlı artıracaktır. Piyasada belli bir bilinirliÄŸi ve kullanıcısı olan projeyi büyütmek; sıfırdan bir projeye baÅŸlamaktan hem daha kolaydır, hem de getirisi çok daha fazla olacaktır. Çok çok düz bir mantıkla örnek verecek olursam; elinizde 2 yıllık bir projeniz var. -Burası baÅŸladığımız yer olsun.- Aklınıza yeni bir iÅŸ fikri geldi ve onu yapmaya karar verdiniz. Eskisini kapatıp ona baÅŸladınız. 2 yıl sonra ne oldu? Elinizde 2 yıllık bir proje oldu. Yani baÅŸladığınız yere geri döndünüz. Eskisini kapatmasaydınız ne olacaktı? Elinizde 4 yıllık bir proje olacaktı. Belki bu 4 yıl içinde kendinizi sadece projenize verecek, çeÅŸitli inovasyonlar geliÅŸtirecek ve gün geçtikçe büyüyecektiniz. Åžimdi diyeceksiniz ki ”Aklımıza ondan daha süper bir fikir geldiyse ne yapalım?” Elbette ‘’süper oÄŸlu süper” bir fikir gelirse, yani eskiyle kıyaslanamayacak bir fikirse kapatın ve o süper fikire sıfırdan baÅŸlayın. Ama bunun kararını kendi başınıza vermeyin. OlabildiÄŸince arkadaşınıza, bu iÅŸten anlayan çevrenize danışın. Çünkü sadece kendiniz saÄŸlıklı karar veremezsiniz. EÄŸer öyle olsaydı, eski projenize neden baÅŸladınız? O fikri bulduÄŸunuz zaman o fikir de size süper gelmemiÅŸ miydi? Öyle deÄŸilse neden baÅŸladınız o projeye?

Dediğim gibi, eğer şu anda karar aşamasında olanlarınız varsa eski projenizi kapatmayın. Tıpkı ilk günlerdeki gibi ona inanmaya devam edin. Haa, artık kangren olmuşsa elbette fişini çekin. Ama bu kararı çok iyi verin. Ve bu kararı kendi başınıza vermeyin.

Kısa bir yazı demiştim ama uzattıkça uzattım yine. Sevgiyle kalın efem.

Yorumlar (0)